• Dilara Koçak
  • Posted by Dilara Koçak
30/07/2008

Kan pıhtıları vücudunuzda bazı kimyasal reaksiyonlar sonucunda oluşur. K vitamini vücudunuzun pıhtı üretebilmesi için mutlaka gerekli olan bir vitamindir. Kan sulandırıcı ilaçlar K vitamininin aktivitesini azaltmak suretiyle işlev görür, böylece kanın pıhtılaşması engellenmiş olur. Kanın pıhtılaşma süresini gösteren “protrombin zamanı” testi pıhtı oluşumu takibi için önemlidir. Bazı tıbbi durumlar kanın pıhtılaşmasını kolaylaştırabilir veya hızlandırabilir. Oluşabilecek pıhtılar kan yoluyla beyne veya kalbe giderek tıkanıklık yaratabileceği için ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Örneğin pıhtı beyine giderse inmeye (felç) neden olabilir. Kan pıhtılarının oluşumunu önleyen bu tür ilaçlar genel olarak pıhtılaşma riski yüksek olan Kalp kapakları değişmiş kişilerde Bacaklarda, akciğerlerde veya kalp boşluklarında pıhtı oluşumu görüldüğünde, Atriyal fibrilasyon adı verilen düzensiz ve hızlı kalp atışlarının görüldüğü kişilerde ve pıhtıya eğilimin olduğu kişilerde kullanılır. Bu ilaçlar warfarin içerir ve yaygın olarak coumadin adıyla bilinir. Antikoagulan olan bu ilaç pıhtılaşmayı önler, kanı pıhtılaştıran K vitaminin oluşumunu da engeller. Uyguladığınız diyeti dengeli tutmanız, aldığınız K vitamini...

  • Dilara Koçak
  • Posted by Dilara Koçak
08/07/2008

Kilo almanıza sebep olan birçok faktör olabilir, hormon düzensizliği, iş değişikliği, şehir değişikliği, sıkıntılı bir dönem uzun seyahatler, hamilelik dönemi. Kilo verme programına başlamadan önce sağlık muayenesinden geçmiş olmak metabolizmayı etkileyen hormonların kontrol etmek önemlidir. Ancak programa başlarken düşünce olarak hazır olmak da önemlidir. Amerikan Diyetisyenler Derneği’nin uyguladığı bir ölçümden faydalanarak sizin de kendinizi ölçmeniz için bu testi yayınlıyoruz. Her soruyu “doğru” veya “yanlış” olarak cevaplayın. Yanıtlarınız nasıl olmanız gerektiğini değil, sizin şu anda nasıl olduğunuzu yansıtmalıdır. Yeme alışkanlıklarım ve fiziksel aktivitem hakkında çok düşündüm. Ve neleri değiştirebileceğimi biliyorum. Yeme ve aktivite şekillerimde geçici değil kalıcı değişiklikler yapmam gerektiğini biliyorum. Çok fazla ve hızlı kilo verirsem kendimi ancak başarılı hissederim. Yavaş kilo verirsem daha iyi olacağını biliyorum. Gerçekten kendim istediğim için şimdi kilo vermeyi düşünüyorum. Başkası istediği için değil Kilo vermek yaşantımdaki diğer sorunları da çözebilecek Normal fiziksel aktivitemi artırmayı çok istiyorum. “Hata” yapmazsam başarılı bir şekilde kilo veririm. Kilo...

  • Dilara Koçak
  • Posted by Dilara Koçak
02/06/2008

Meyveler içerdikleri farklı vitamin-mineraller ve lif dolayısıyla vücudumuz için çok değerlidirler. Biz her gün bireyin alması gereken enerjiye bağlı olarak 3-5 porsiyon meyve tüketilmesini önermekteyiz. Ülkemiz de çok çeşitli meyve yetiştiği ve taze meyvelere kolaylıkla ulaşabildiğimiz için çok şanslıyız. Günümüzde ise tropikal meyvelerin tüketimi giderek artmaktadır. Özellikle büyük şehirlerde artan talebe bağlı olarak bu meyveler ülkemizde de ekilip üretimi yapılmaya başlamıştır. Bireyler günlük diyetlerinde besin çeşitliliği yaratmak için tropikal meyvelerden de seçimler yapmaya başlamışlardır. En sık rastladığımız tropikal meyvenin özelliklerine ve besin değerlerine göz atacak olursak; Hindistan Cevizi Özellikle Sri Lanka, Tayland, Malezya ve Fildişi sahillerinde üretilmektedir. Hindistan cevizinin kabuğu henüz yaş haldeyken yeşil renklidir. Kurutulduğunda ise koyu kahverengi renk almaktadır. Hindistan Cevizi demirden ve liften oldukça zengin bir meyvedir. Yüksek oranda fakat kolayca sindirilebilen yağlar içerir. Kalorisi ve doymuş yağ oranı ise oldukça yüksek bir meyvedir. Doymuş yağların kandaki kolesterolü arttırıcı etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle yüksek kolesterol seviyesine sahip...

  • Dilara Koçak
  • Posted by Dilara Koçak
02/06/2008

Sıcak havalarda aşırı yağlı ve şekerli yiyecekler yerine su, vitamin ve mineral içeriği yüksek meyve, sebze ve tam tahıllara dayalı bir beslenme şekli daha uygundur. Akdeniz diyeti bunun için en uygun örnektir. Balık, zeytinyağlı sebze, meyve ve salata en iyi seçimdir. Ayrıca sıcak ile birlikte terleme oranı arttığı için elektrolit dengesini sağlayacak yoğurt, ayran, cacık, maden suyu tüketimi de unutulmamalıdır. Kızartmalar, aşırı yağlı gıdalar ya da sakatatlar yerine ızgara, buğulama, haşlama olarak hazırlanmış, yağı alınmış etler yenilmeli. Omega-3 yağ asitlerini içeren balık haftada 2 kez tüketilmeli. Kan şekerinin hızla yükselip, hızla düşmesine sebep olan yağlı, şekerli, ağır tatlılar yerine dondurma veya sütlü tatlılar tüketilmeli. Haziran ortasına doğru günler iyice uzar ve güneş geç bata bu durumda akşam yemekleri çok gecikmemeli. Uyumadan 2 saat öncesine kadar yemek yenilebilir ancak bu küçük bir ara öğün için geçerlidir. Akşam yemeği ise saat 20.00 civarı en geç 20.30 olabilirse çok iyi olur ancak yaz akşamları...

  • Dilara Koçak
  • Posted by Dilara Koçak
05/05/2008

Bir top dondurma yesem diyetimi bozar mıyım? Light olanından mı yesem? Yoksa meyveli olanlar daha mı masum? diye bir sürü soru yaz gelirken kafaları karıştırır… Dondurma Dünyanın en sevilen tatlılarından biridir. Günümüzde büyük küçük herkesin damak zevkine hitap edecek çeşit çeşit dondurmalar üretilmektedir. Yazın vazgeçilmez serinletici tatlısı olan dondurmanın tarihsel geçmişine kısaca göz atacak olursak;  İlk ticari üretimi 1851’de Jacop Fussell tarafından Baltimore’da yapılmaya başlanmıştır.  Yemekten zevk aldığımız çıtır çıtır kornetler ise 1876 yılında New York’ta İtalyan asıllı Amerikalı Italo Marchioni tarafından üretilmiştir. O dönemden günümüze kadar gelişen teknolojiyle birlikte dondurma çeşitliliğinde sınır tanınmamıştır ve üreticiler dondurmayı biz tüketicilerin beğenisine sunmuştur. Uzun süren yaz sıcakları dondurmaya olan ilgiyi daha da arttırmaktadır. Modern teknolojilerde üretim yapan firmalar dondurmayı sadece yaz tatlısı olarak görmeyip, her mevsim tüketicilerin beğenisine sunmaktadırlar. Yapılan istatistiklere göre dünya genelinde, kişi başına düşen yıllık dondurma tüketimi, ABD’de 24 Lt., Avrupa’da 15 Lt., Türkiye’de ise sadece 1,5  Lt. düzeyindedir....

  • Dilara Koçak
  • Posted by Dilara Koçak
04/04/2008

Sağlıklı ve iyi gören gözler için yeterli ve dengeli beslenme önemlidir. Gözlerimiz günlük aktivitelerimizde en çok ihtiyaç duyduğumuz organımız. Fakat ilerleyen yaş ile beraber göz sağlığımız bozulabiliyor. Yetersiz ve dengesiz beslenme, stres, genel kirlilik göz sağlığımızı tehdit ettiği gibi, göz yapısının dejenerasyonunu da hızlandırıyor. Peki ya göz sağlığımızı besinler yoluyla nasıl koruyabiliriz? Yapılan son çalışmalara göre antioksidan besinlerin ve bioflavanoidlerin, görme kaybı ve yaşa bağlı olarak oluşan diğer dejeneratif problemlerdeki rolü gittikçe daha da açıklık kazanmaktadır. Vücudumuzda enerji üreten tüm hücreler düzenli olarak oksijene ihtiyaç duyarlar. Diğer yandan oksijen vücut hücrelerinde yandığı anda serbest radikaller oluşur. Serbest radikaller vücut hücrelerinde ve dokularda hasara neden olurlar. Aynı zamanda yaşla birlikte de vücudumuzdaki serbest radikal miktarında artış yaşanır. Serbest radikaller, gözlerde radyasyona maruz kalınmış gibi etki yaratır, katarakt ve maküler dejenerasyona sebep olabilir. Antioksidanlar ise vücudumuzdaki serbest radikallere karşı savaşır. C, E vitamini ve beta karoten, serbest radikalleri etkisiz hale getirir. Yaşa...

  • Dilara Koçak
  • Posted by Dilara Koçak
04/04/2008

Çocuğunuzun çok hareketli ve atak olduğundan, konsantrasyon bozukluğu yaşadığından şikayetçi iseniz mutlaka bir hekime danışın. Hiperaktivite tanısı konmuş çocuklarda, huzursuzluk, sabırsızlık, dikkat kaybı, unutkanlık, öğrenme güçlüğü gibi davranış bozuklukları saptanmıştır. Hiperaktif çocukların beyin kimyasındaki dengesizlikler sonucunda anormal davranışlar gösterebildiği görülmüş fakat hala tam anlamıyla nedeni tanımlanamamıştır. Hiperaktivite kızlara oranla erkek çocuklarında daha çok görülüyor ve çocuklardaki dikkat dağınıklığı genelde 3 yaşında başlıyor. Bu dönemlerde önemsenmeyip kontrol altına alınmazsa çocuğunuzun ileriki yaşamını olumsuz yönde etkileyecek problemler ortaya çıkıyor. Bu da çocuğun özellikle ergenlik dönemini daha çalkantılı ve başarısız geçirmesine sebep oluyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, katkı maddeleri eklenmiş besinlerin ve aşırı şeker tüketiminden sonra çocuklardaki hiperaktifliğin arttığını kanıtlıyor. Ayrıca çalışmalar yeterli ve sağlıklı beslenmeyen çocukların hiperaktif olduklarını ortaya koyuyor. Hiperaktif bir çocuğunuz varsa paniğe kapılmanıza gerek yok gözlemci olun ve dikkat edin. Bazı yiyecekleri özellikle şekerli besinleri tükettikten sonra daha hareketli olup yerinde duramıyorlarsa ve konsantrasyon bozukluğu yaşıyorsa bu tür besinlerin tüketimini sınırlandırmalısınız....

  • Dilara Koçak
  • Posted by Dilara Koçak
01/04/2008

Sakız çiğnemek çoğumuzun çocukluğundan kalan bir alışkanlıktır. Kokusuyla bizi rahatsız edici niteliğe sahip besinler tükettikten hemen sonra ağza bir tane naneli sakız atılır Bazen kendimizi abur cuburlardan korumak bazen de sinirimizi yatıştırmak için sakız çiğnemeyi tercih ederiz. Her ne nedenle olursa olsun sakız çiğnemek birçoğumuzun alışkanlıkların arasında yer almaktadır. Birçok tüketici şekersiz sakız çiğnemenin diş çürüklerini önlediğini ve nefesi ferahlattığını biliyor ama yeni araştırmalar gösteriyor ki sakız kilo kontrolünde de yardımcı olarak kullanılabilir, odaklanmayı, uyanıklığı ve konsantrasyonu arttırır ve hayatın günlük stresini azaltır. Konsantrasyonu Artırır Ve Stresini Hafifletir Konsantrasyonu arttırmanın ve gerginliğinizi hafifletmenin basit yollarını arıyorsanız, Sakız çiğnemek en kolay yollardan biri olacaktır. Çalışmalara göre sakız çiğnemek uyanıklığı ve konsantrasyonu arttırıyor ve hayatın günlük stresini azaltıcı yönde etki gösteriyor. Birçok sporcu ve koçları oyun sırasında sakin kalabilmek ve gerginliği azaltmak için sakız çiğnemeyi tercih etmektedirler. Aynı zamanda bazı öğretmenler ise okullarda sakız çiğneme kuralının değiştirilmesini ve çocukların sınav sırasında sakız çiğnemesinin...

  • Dilara Koçak
  • Posted by Dilara Koçak
03/03/2008

Sağlıklı ve dengeli beslenmenin altın kuralıdır 3 ana 3 ara öğün şeklinde beslenmek. Ana öğünlerimi düzenli tüketiyorum fakat ara öğünlerimi hep atlıyorum veya ara öğünlerde hangi tür besinleri seçeceğimi ve ne miktarda tüketeceğini bilmiyorum diye yakınan birçok kişi ile karşılaşıyorum… Peki ara öğün tüketmek neden bu kadar önemli? Amaç; kan şekerinizi dengede tutup çabuk acıkmayı ve bir sonraki öğünde çok fazla yemeyi engellemektir.  Bir diğer önemli konu ise; Ara öğün yapan kişide sık sık beslenmek alışkanlık haline gelecek ve buna bağlı olarak metabolizma hızı da artacaktır.  Metabolizma hızının artmasına bağlı olarak da kilo kaybı hızlanacaktır. Tabi ara öğünlerde ne tür besinler tüketildiği çok önemlidir. Genelde ara öğün denildiğinde kişilerin aklına abur cuburlar, yağlı ve şekerli yiyecekler gelir. Fakat ara öğünlerde bu tür besinleri tüketmek kilo almamızla sonuçlanacaktır. Aynı zamanda özellikle şekerli besinleri tüketmek, kan şekerinde ani yükselmelere ve sonrasında ani düşüşlere sebep olacaktır. Ara öğünler için 100-200 kalori civarında sağlıklı...